Project Description

Her fırsatta Türkiye’nin bekasını dinamitlemeye çalışan terör odaklarının en çok korktuğu ve çekindiği adımları atan İstanbul Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın düzenlediği konferanstaki ayrıntılar, dolu dolu bir neslin yetiştirildiğini de gözler önüne serdi. Duygu dolu anlar karşısında konuşmacı Kurmay Albay Cevat Karakelleoğlu, “Türkiye artık zincirlerini kırıyor” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı. Kadıköy Gazetesi, paneli özel olarak takip etti.
Aynı zamanda 1. Başkan Yardımcısı olduğu İstanbul Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Vakfı’nda bu kez kürsüye deneyimli bir emekli askeri uzman olarak çıkan Karakelleoğlu; Türklerin 1071 yılında Anadolu’ya girişlerinden bugüne kadar geçen süreci masaya yatırdı. Vakıf Başkanı Hadi Atalar da, başta Afrin olmak üzere tüm şehitlerimiz için “Fatiha” okutarak, Karakelleoğlu’na plaketlerini takdim etti. “ABD ve batının Türkiye’ye bakış açısı ‘Kurudukça Sula, Büyüdükçe Buda’ şeklinde olmuştur” diyen emekli albayın, buluşmada çok önemli tespitleri ilgiyle takip edildi.
NENE HATUN’UN, KARA FATMA’NIN TORUNLARI DUYGULANDIRDI…
“Bugün pazar, tatil yapar gezeriz, eğleniriz” demediler, soluğu Ortadoğu’daki Gelişmeler ve Türkiye konulu konferansta aldılar. “Bugün neden savaşlar yaşanıyor, Türkiye’nin bu süreçte konumu nedir, gelecekte bizleri neler bekliyor” temaları üzerine gerçekleşen konferans tamamlandı ancak genç üniversite öğrencileri, Cevat Karakelleoğlu’nu kürsüden indirmedi. Salonu hınca hınç dolduran öğrencilerin gerek Ortadoğu’da yaşanan sancılı süreç, gerekse de Türkiye’deki yansımalarına yönelik ardı ardına gelen sorularına Karakelleoğlu tek tek yanıt verdi, konferans uzatılmak zorunda kalındı. Karakelleoğlu’nun en çok alkışlanan tespitlerinden biri de şuydu;
“Amerika 10 bin kilometre öteden geliyor, Suriye’ye giriyor. Rusya’da kuzeyde dünyanın bir ucundan geliyor, Avrupa desen öyle. İçimizdeki bazıları da çıkıyor diyor ki, ‘Biz neden Suriye’ye giriyoruz.’ Yahu, esas biz orada olmalıyız, en uzun sınırımızın olduğu ve bizi en çok etkileyen yerde, kapı komşumuzda terörü biz temizlemeliyiz biz!”
İŞTE DÜŞMANLAR, BU GÜZEL MANZARAYI İSTEMİYOR…
Sorgulayan, vatan ve milletin sorunlarına duyarlı, tepki gösteren ve çözüm üretmek için kaygılanan Türk neslini hayal bile etmek istemeyen düşman odaklarının en büyük arzusu; Türkiye’de uyuyan, duyarsız, tepkisiz, kaygısız ve sorumsuz bir gençliğin yetişmesi! Kadıköy’deki merkezlerinde, İstanbul Erzurumlular Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın sık sık gerçekleştirdikleri etkinliklerine ek olarak Ortadoğu’daki gelişmeleri sorguladığı konferansta üniversite öğrencilerinin “Türk askerimize yapılan haksızlıklar içimizi acıtıyor, yüreğimize oturuyor” sözleri, bir anlamda “bugünün gençleri sorumsuz ve ilgisiz” algısı ve tabusunu bertaraf ediyor.
GÖZYAŞLARINA ENGEL OLAMAYAN EMEKLİ ALBAY’IN ŞU MESAJLARINI MUTLAKA OKUMALISINIZ…
Komando birliklerinde görev alan, karargahlar ve harp akademilerinde kurmay subay yetiştirilmesinde öğretici görev alan Cevat Karakelleoğlu, Türkiye’de kutuplaşmanın çok fazla olmasının, bazı gerçekleri görebilmede insanların gözlerine perde çektiğini ve bu durumun kötü amaçlı kişiler tarafından fırsata çevrilebildiğine dikkat çekti. 1987 – 2006 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hizmet veren ve sonrasında da gönüllülük esaslı çalışmalarını yürüten Karakelleoğlu, Kadıköy Gazetesi’ne özel açıklamalarında “Türkiye’nin etrafında ciddi tehlikeler mevcut. Bu tehlikelere dikkat çekmek, Türkiye’nin mevcut tabloya karşı geliştirdiklerini aktarmak, gençlerimizi bilinçlendirmek, güncel sorunlara karşı duyarlı olmalarının önemini aşılamak için bir araya geldik” dedi. “Her daim yanımda oldu, gücümüze güç kattı” diyerek eşi Asuman Hanım’a kürsüden teşekkürlerini de sunan Emekli Albay’ın konferans mesajının bir kısmında ise, kayıtlarımıza şunlar yansıdı;
Kolay bir coğrafyada değiliz, herkesin gözü burada. 1.000 (Bin) yılı aşkın süredir Anadolu topraklarında isek, burası artık bizim ana vatanımızdır. 1071 yılında buraya geldiğimizde, henüz Amerika kıtası bilinmiyordu. 20. yüzyıl itibariyle devletler, bilimsel olarak yayılmaya, dünyaya hakim olma stratejisi başladı.
Bugünün küresel güçlerine baktığımızda karşımıza ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin çıkıyor. Biz de Türkiye olarak bölgesel gücüz, İran ve İsrail de bölgesel güçlerdir. Birleşmiş Milletler’in yapısına baktığınızda bu 5 ülkeyi daimi üye olarak görürsünüz, biri bir maddeyi veto ederse o olamaz. Bu 5 daimi üye içerisinde bir tane Müslüman ülke var mı? Yok! Dünyada 2 milyara yakın Müslüman nüfusu, en büyük kontrol mekanizmasında temsil edilmiyor, daha ne diyeyim? Bu nedenle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” demesi, boşuna değildir.
1952 yılında Nato’ya girdik, iyi yanları da oldu elbet ama genel olarak, zararlı çıktığımız kanısı hakim! 1960 ihtilalini yaşadık. Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin her daim en güçlü, donanımlı ve yapısının sağlıklı korunabilir olması gerekmektedir. Ordu en güçlü olmalı ama, askeri alanda! Ne yazık ki ordumuzu, vesayet odaklarının etkisi altında bıraktılar. Dışarıda batı ve NATO, içeride de bazı odaklar bir oldu, Türkiye çok zor yıllar yaşadı, bir şey yapamadık!
TÜRKİYE ZİNCİRLERİNİ KIRIYOR!
Türkiye, uzun yıllar gerek içeriden, gerekse de dışarıdan sanki bir zincirlerle bağlandı. Son yıllarda ise o zincirler kırılıyor. Önce, içerideki vesayet odaklarından kurtarıldı. Bir zamanlar Amerikan heyeti Türkiye’ye geldiğinde, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan önce orduya giderdi. Bir ordu mensubu olarak söylüyorum, elbet ki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz vazgeçilmez unsurumuzdur, bu güç sayesinde ayakta durabiliyoruz. Bugün Davos’ta “One Minute” diyebiliyorsak, güçlü ordumuz sayesindedir. Ordu, moral gücünü de sağlar, ekonomik gücü destekler. Hakim faktör, silahlı güçtür, mutlaka çok iyi olmalı ama, kendi alanında! Ordu, ülke yönetimine müdahale etmemeli.
2011 YILI KIRILMA NOKTASI OLDU…
Türkiye için 2011 yılı, NATO – ABD ittifakına adeta başkaldırıydı. Bu noktadan sonra bizi direkt hedefe koydular. Çünkü, menfaatlerimizi korumaya başladık. ABD, ne isterse onun yapılmasını ister. Üzülerek söylüyorum ki, geçmiş dönemlerde ABS isteği dışına çıkmadık, çıkamadık. Türkiye, Kıbrıs zaferimizde de ABD tarafından ambargo görmüştü, şu anda da onu yaşıyoruz.
ABD ve batının Türkiye’ye bakış açısı her zaman “Kurudukça Sula, Büyüdükçe Buda” olmuştur. İran da Şii Hilal’i hayalinin peşinden koşuyor. İsrail’in ana hedefi ise, Türkiye topraklarının bir kısmını da içine alan Büyük İsrail Projesi’dir. Bu planı da çok hızlı hayata geçiriyorlar. Hatta, dünyada yeni kurulup da en hızlı yayılabilen ülke konumundadır İsrail.
Türkiye ise bugün, kendisini ve hudutlarını koruma, meşru müdafa pozisyonundadır. Fırat Kalkanı ve ardından da bugün devam eden Afrin Harekatı’nın nedeni de budur. ABD ise Suriye’yi zayıflatarak hem İsrail’i garanti altına almak, hem de enerji kaynaklarına konmak istemektedir. ABD bugün, terör örgütünün kardeşi PYD ile ortak hareket ediyor. 30 bin kişilik sınır birliği kurmak istiyor, Türkiye sınırında! Hangi sınır, kime, neye karşı koruyacaksın? Suriye parçalayarak sözde Kürdistan’ı kurmayı hedefliyorlar. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtleri birleştirerek sözde Kürdistan’ı kuracak, ardından da İsrail ile dost yapıp himayeleri altına alacakları bu sözde devletin bulunduğu yerlerdeki enerjiye konacaklar. Diğer yandan Rusya’da sıcak denizlere inmek istiyor, Suriye’de birçok üsler kurdu ve en çok da ülkeye hakim olandır Rusya. Eğer Türkiye olarak Suriye’de bir terör koridoru oluşmasına göz yumsaydık, çok kötü sonuçlar beraberinde gelebilirdi. Suriye’nin parçalanmaması gerekiyor, aksi takdirde ardından sıra İran ya da Türkiye’ye gelecek.
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ BAŞARILI OLSAYDI?
Bunu düşünmek bile istemiyorum. Türkiye’yi kontrolü altına almak isteyen güçler, maksatları uğruna her yolu deniyorlar ve deneyeceklerdir. Biz ise bu süreçte çok dikkatli olmalıyız!

(Kaynak: Kadıköy Gazetesi)

Dadaşlar, terör odaklarını konferans ile bombaladı!